Edebiyat yazılaı
Deniz, Yusuf, Hüseyin.
Hakikat, varlığın tüm iç ve dış incelikleriyle gülümsemesidir. Bu üç devrimciyi tarih sahnesine çıkaran, urgan altında güçlü kılan bu gül&uu...
Deniz, Yusuf, Hüseyin.
Hakikat, varlığın tüm iç ve dış incelikleriyle gülümsemesidir. Bu üç devrimciyi tarih sahnesine çıkaran, urgan altında güçlü kılan bu gül&uu...
"Toprak tanrılara ne...
. “İyi Edebiyat”
İyi edebiyatı yaratma işi zor iştir. Kalemi prangalayan ön görülerden, alışkanlıklardan, yerleşik değer yargılarından, beylik biçim ve anlatım tarzlarından kopmak kolay değil.
Anlatmanın, hikâye etmenin ötesinde bir şeydir iyi edebiyat.
Okumak, problem içmek demektir.
Ben tüm tutsaklıkları yendim, aşk tutsaklığı hariç...
İnsan, kendi yüzeyselliğinin, önyargılarının ve tabularının tutsağıdır.
Kış vaktidir bu yolun, bu civarda, bu sahrada.
Sis tuttu her yanı, çiğ sardı bedeni.
Çiğ düştü Van gölüne, soğuklar kapladı servilikleri. Ağlayasım tutar gökyüzü için, güze...
"Evrenin en harika yaratığı insandır," fikrine deli oluyorum. Kaçık insan şövenizmidir bu. Üstünlük paranoyasıdır. Bu fikir doğru olsaydı evren olmazdı. Sonsuzluğun bağrında ışıldayan o akıl almaz zenginliğe ha...
"Halbuki, insan aklının en mübarek dayanağı merhamettir. Zaman bozuldu, merhametin yerini menfaat aldı."
İnsan yarı vicdanlı, yarı romantik bir yaratık olarak kaldı..
İnsan, kendi yüzeyselliğinin, ön yargılarının ve tabularının tutsağıdır........
Vicdanını yitirmiş bir dünya da yaşıyoruz.
Cehalet salgınından tanrı korusun hepimizi.....
FITRAT
Yüksek güvenlik tedbirlerine gereken kaynak sağlanmayınca, grizu, göçük, su baskını, yangın gibi kazaların kapısı aralanmış oluyor. Yeraltından çıkarılan madencilerin bedenleri tabutlara yerleş...
Bir aydının, gerçek bir aydın olup olmaması, sadece devletle değil, aynı zamanda sistemle, sadece sistemle de değil, halkın ve aydınların kahhar çoğunluğu ile de çatışıp çatışmamasına bağlıdır. Çatışıyors...
"Halbuki, insan aklının en mübarek dayanağı merhamettir. Zaman bozuldu, merhametin yerini menfaat aldı."
Çatlaklar ve Kesitler
Bir kılla Koca bir cihanı çekmeye çalıştım.
Kitap yanar, kelam yanmaz. İnsan, kelamı da yaktı.
Yer altında zaten harp vardı bir de yer üstünde çıkardılar. Bu dünyada, herkesin aklını zay eden bir güzellik var; harbin sebebi, belki de o güzelliktir.
Grizu 3-Harlanış
Ateşe basan, buğday yığınına giren, keskin kömür parçalarında kanayan, çıplak ayakları hayal etti. Aklın mayasında acının olduğunu düşündü.
Grizu 2- Çıplak ve Mükellef
Grizu...
Her insan, bulunduğu yerde bir ağaca dönüşseydi, hayat insanlardan kurtulsaydı.
Muzaffer Oruçoğlu
Grizu 1 Siyah Işıltı
Dilin çıplaklığı. Yakıcı gerçekliğimizin, iç dünyamızın çıplaklığı. Nişangahlar karşısında aşkın ve özgürlüğün çıplaklığı. Sonsuza kadar bölünebilen maddenin çıplaklığı....
Vücut,nasıl da korkunç bir ayrımcılıkla bölünmüş.Bazı organlar yüceltilerek Sidre makamına çıkarılmış,bazı organlar da lanetlenerek Hades karanlığına indirilmiş.
Dudağınızı gösterebilirsiniz,...
İyi okur diyorlar bana ama iyi okur kalbini okuyandır. Okuduğunu hayallerine dokuyandır.
Yaşarken düzmeceyim, ölürken gerçek.
Bir insan devrim yapamayınca mecburen çocuk yapıyor.
Anka'yı kargaya esir eden bir alem-i mürekkebatta yaşıyorsun, dikkatli ol oğlum.
Fitiline güçlükle tutunan, titrek bir ışığı çağrıştırıyordu sesi.
Altmış yaşına gelmişsin, daha kafanı kaldırıp da bir kerecik olsun aynaya bakmamışsın. Hiç aşık olmamışsın. Evliliği, insanın nefsi için kurduğu bir sofra sanıyorsun. Anam rahmetliye acıyorum. Aşkın ne olduğunu bile bilmiyorsun. &quo...
Sevda insanın yarağına düşen bir şey değil, gönül yarığına düşen bir delildir. O yarıkta köklenir, dal budak salar. Sökemezsin. Kendi yolunu çizer, dert devşirir dert çözer
Bir yaratıcının yarattıklarıyla baş başa sonsuza kadar yaşaması büyük acıdır.
İşte böyle iki gözüm. Biraz feyz aldıysam üç masum kucaktan aldım: ana kucağı, yar kucağı, orospu kucağı.
En ince, en anlamlı merhamet, en zalim olanın merhametidir.
Çok hoşuma gitti düşüncesi. İnsan işte. Nakışlı mendil gibi. Farklı. Bereketli. Hani taze incirin kızarmış kabuğunu çizdiğinde ak bir süt sızar ya, insanı berekete çağırır. Bereketli insan da öyledir. Dokun...
Gökyüzüne bile elinden gelse kefen giydirebilecek tıynetteki kuvvetlerle yüz yüze geleceksiniz.
“Kan sudan daha kalındır.”
Kalınlıkta ne tür cevherler gizlidir. Kanın dilini bilsekte anlatsa bize.
Gökyüzünde yerini alan her yıldız,kara delik olmak istemiyorsa,kafasına ve gönlüne her ay,en az bir kitap içirmelidir
Bu fani dünyada tatili olmayan ciddi bir iş varsa o da tembelliktir. Ben kendimi bildim bileli hiç tatil yapmadım
İnsan, yarattığı şeyler tarafından eziliyor. Atom bombasını insan yarattı. Ozan deliğini insan yarattı. İletişimi insan yarattı. Korkuyu insan yarattı. Yarattığı şeylerin kölesi olan insan, sürekli bir başkaldırı içindedir....
Yarattığı hayallerin penceresinden bakıyordu hayata.
Ulusun kişiliğini ortaya çıkarmayan, gerçek büyüklüğe ulaşamaz.
Kendimi, Rastopçin'in yaktığı Moskova'da barınamayıp, Rus kışının amansız ricat yoluna düşen bir Napolyon askeri gibi hissediyorum.
Aile, örgütlerin şahıdır ve özgürlüğe karşı yükselen bir kuruluştur. Bu kuruluş içinde hic kimse özgür değildir. Baba ile ananın birbirleri üzerinde( genelde erkek ağırlıklı) bir diktatörl&u...
Toplumun kahhar çoğunlugu örgütlüdür. Örgütlü olmayanlar, deliler ve dahilerdir. Örgütün dışında kalan hiç kimse, kendini güvenlikte hissetmez. Korkunun adı, 'Sürüd...
Bu dallarda kuş yuvaları var," dedi kadın,başını dallara çevirerek."Ben hep o yuvalara bakarım.Giren çıkan kuşları izlerim.Ana kuşun gagasında ne getirdiğine bakarım.Bu gece yağmur yağdı ya,hep yuvaları düşünd&uum...
Hepimiz sınırsız, sonsuz büyük parçalanışın birer parçasıyız; bu kaynayan, uğuldayan akıl almaz evrene egemen olamayız; ama bu çılgın, muhteşem macerayı anlamaya çalışmak, ona sürekli gelişen bir bilin&cc...
Hakkımdaki hükmün ne ki, benim dil kaybımdan ötürü ölümümden başka. Doğumumdan beri alıp verdiğim soluktan ediyorsun dilimi.
Teninde deniz dikeni ve istiridye kokusu varmış. Anasının rahmini çığlık çığlığa terk edip yeryüzüne çıktığı andan bu yana, böylesi bir güzel görmemiş..
Yaşam, beylik akıl yolundan çıkıyor, akla karşı canlanıyor. Bilinmeyen, gizemli bir serüvene doğru uzuyor yol. Sevinçliyiz, dalgacıyız, özgürüz. Böyle durumlarda, insanı siren büyüsüyle &...
İnsandan önce Hayvan vardı. Dünya hayvanlardan, hayvanlar ise dünyadan memnundu. İnsanın ortaya çıkmasıyla herşey allak bullak oldu.Tanrı bu durumu düzeltmeye çalışırken, kadın ortaya çıktı. Tanrı nın moral...
Sancı derinse, savrulma güzeldir.
Özgürlüğümü ve yenilenme aşkımı köstekleyen herşeyi koparıp atmak hakkımdır. Bu hakkımı kullanıyorum ben. Hayır, sen özgürlüğünü buduyorsun ! Elini koparıyorsun ! Yaratıcılığın mimarını, dilin...
İyiliğe verdiğin canın gücü kadardır yaşamın gücü.
Dil kurucudur, tüm yıkıcılar ona danışır.
Bu ışıklı kutuda iyi şeyler vardır mutlaka. Dikkatli olun. Kafanızı açan, beyninize bilgi üfleyen, sizi düşündüren iyi şeyleri seyredin. Beyninizi uyuşturan sizi savaşa özendiren, salaklaştıran kötü şeyler...
Munzur Dede kitap okumakla kalmazmış, aynı zamanda kitapları okuturmuş. Hele özellikle çocukların kitap okumasını çok severmiş. Okuyan çocukların kafalarının geceleyin mum gibi ışıdığını görür, sevinirmiş.
Şiarlar çoğaldı, zenginleşti:
"Yasaklamak Yasaktır", "Sormayacağız, İstemeyeceğiz, Alacağız ve İşgal Edeceğiz."
Dünya, çobanlar ve sürüler dünyası görünümündeydi. İtaatsiz sürüler bile yeni çobanların kavalına ve değneğine göre hareket ediyorlardı.
Cumhuriyet tarihini, cumhuriyet devinin anlatılarından biliyorduk. Bu anlatılardan oluşan bir tepe, gerçek tarihi görmemizi engelliyordu. İbo'nun bu yoğun okuma ve inceleme çabası, devin omzuna çıkma cüreti...
Hataları kavramazsak, hatalar bizi kavrar.
Sosyalizm bir geçiş toplumudur, sınıflıdır, sınıf mücadelesiyle kendini inşa eder.
Okunan her kitap sevinir, çocuk gibi güler.
Okunan her kitabın son cümlesi, sırada bekleyen bir kitabın ilk cümlesine uzanır köprü gibi.
Eğer bir evde sistemli kitap okunuyorsa, özgürlükler sınırlanmıyorsa, yetenekler somut güzelliklere dönüşüyorsa ve bir de şarkı, şarap, şenlik varsa, o ev bir yıldız gibi parlar evrende.
Ben birine sahip olmak veya birinin sahipliği altında yaşamaktansa yalnız yaşamayı tercih ederim. Sahip olduğum anda özgürlüğümü yitiririm
İnsan aşık oldu mu, toprağı soluk alır.
Sanatçılar, edebiyatçılar insan bilincinin ve ruhunun derinliğinde çalışırlar. Kendi derinliğinde kaybolup hiçbir eser bırakamayan sanatçıların sayısı az değildir.
Birbirlerini sevmedikleri halde evliliklerini sürdürenlerden nefret ediyorum. Barış ve savunma adına silahlanan devletlerden, sınırlardan, bayraklardan, dinlerden, yasalardan nefret ediyorum. Yiyen, içen, gezen bir insan durumunda...
Aslında hepimiz sahtekârız .. Kendi kafamızın ve içimizin sesine göre değil de , toplumun kurallarına ,yasalarına , geleneklerine göre hareket ediyoruz.
Yaşamın katı, geri ve çirkin yanlarıyla çatışmak, yaşamın kendisinden daha güzeldir.
Ben özgürüm . İşim hayata karşı direnmektir. Eğer bunu yapmazsam hayatın bana karşı direnci kat be kat artar.
Dünya aç kurtların gezindiği ıssız bir çöldü.Çöldeki bütün ışığı emen,çölü geceleştiren bu kurtların gözleriydi.Karanlıkta akrabaya,akraba olmazssa komşuya,hemşeriye tutunara...
Cevher dediğin derinde,yerin yüreğinde olur,kendini belli etmez.
Bu merhametsiz hayatta söz kendini esirgememeli,yılan gibi divil divil akmalıydı.
Ölüm,ölmekte olanın son sözlerini söylemesine neden izin vermiyordu?
Ormanın bütün cinleri ateşe,ateş ise madencilerin yüzlerine üşüşmüştü.
Bir çiçek,çiçek kümelerinin içinde değil,bir kaya çatlağında tek başına daha güzel görünür.Güzellik zor iştir.
Gönlünde görünmeyen bir gözü olan bir insanın,iki gözden yoksun olması bile o kadar önemli değildir.
Her doğru söz alçağın mezarıdır.
İnsan zaten alçak bir yaratıktı.Sözün sihirli gücüyle ona alçaklığını hatırlatmanın bir yararı yoktu...
Hayat mı böyleydi,yoksa insan mı hayatı bu hale getirmişti.
Ölmüş de bin yıl sonra mezarından kalkmış birisinin,’’öte dünya da aradığımı bulamadım’’,diye ilenmesini çağrıştırıyordu.
Hayattır bu toprağa benzer.Sever,sıvazlarsan çiçeklenir.Sevmezssen çoraklaşır.
İnsan aklına danışır,yüreğini de dinlerse bahtiyar olur.
Deryaya bakarsa yüzünün ışığı dibe vurur.Bütün balıkları çeker,aşık eder kendisine.
İnsanı hiç bir şey ezemez,söylemediği söz kadar..
Hani taze incirin kızarmış kabuğunu çizdiğinizde ak bir süt sızarya,insanı berekete çağırır.Bereketli kadın da öyle olacak.Dokundun mu bereket sızacak dokunduğun yerden.
Her şey insanın bir damla göz yaşında gizlidir.
Bu köyün erkekleri davar Ne varsa bende var...
Evlendiniz,evlilik mağarasına girdiniz:İyi oldu.Evlilik,bir boğayla bir ineğin bir boyunduruğa koşulmasına benzer..
Evlendiniz,evlilik mağarasına girdiniz:İyi oldu.Evlilik,bir boğayla bir ineğin bir boyunduruğa koşulmasına benzer..
Her insanın her gün bir yerleri yıkılır.Eğer o insan enkazını kaldırmazsa orası çiçeklenmez.Yıkıntılarını zamanında kaldırmayan insan sonunda enkaza döner.
İlk birleşmeye neden gerdek gecesi diyorlardı?İnsanın insanı karanlık gibi yuttuğu bir gece miydi bu? Bir halil İbrahim bereketi,bir zevk sofrası mıydı yoksa?
Evlilik insanın insana yaptığı en kötü şakadır.
Öz ağlamayınca göz ağlarmı?
Şu gökyüzü bir bulutlansa,amansız bir kadı kaçıran yağmuru yağsa da toprak suya doysa.Sürülmüş tarlada saban izi olsam bir buğday tanesi düşse bağrıma...
Ne günlere kaldık ey gazi hünkar,eşek silahtar oldu,kadı mühürdar..
Her insanın elinde görünmeyen binbir göz var.İnsan o gözlerden birisiyle baksa bu dünyaya,dünya düzelir.
Kendisinin bir alçak olduğundan şüphelenen her insan alçaktır.
İnsanı büyüten,olgunlaştıran duygularıydı.Duygularının fırınında pişmeyen insan çiğdi.Çiğ insan da çiğlik yaratırdı.
Büyüyen eşeğin küçülen semerine bakıp,büyük semer yapacağına,tutar eşeği keser.
Dünyada her şeyin,ele bağlı olduğunu düşünüyordu.Bir el,diğerine benzemiyordu.Her elin ayrı bir dili ve ayrı bir tarzı vardı.Eli anlamayan,dünyayı da anlayamıyordu.Gerçek insan kimdi?Dünyadaki tüm ellerin...
Okuyanın kafası gelişir ama,çalışanın kafası gelişmez.Çalışan,kolunu değil,beynini o işe verir.Ama iş,beyine bir şey vermez.
İnsanın mayası belaya yoğrulmuştu.Bela doğuran bir yaratıktı İnsan.
Yaşamının .Yaşanmamış her an,ölümün gücünü artırıyordu.
Söz var ki,insanı fışkıya çevirir.Söz var ki,insanı güneş eder,gökyüzüne yerleştirir.
Ben kendi vicdanımdan korkarım.İnsan insansa eğer,insanın en büyük belası,kendi vicdanıdır.Kendi vicdanlarının öldürdüğü insanlarla doludur bu dünya.Rezildir,düşkündür.Yaşayan ölüler d&uu...
Gözün ahlakı var mıydı,hakketen?Ahlak,perde değilmiydi?Göz eğer gözse,perdenin deliklerinden de bakardı.Bakmazsa,merak olur,merakın güçlü gözüyle bakardı.
Meğerse ne kadar zormuş sevilmek buı dünyada.İstek ölmüş.İnsan,vicdanının gözüyle çevresine baksa,istese,ilgilense sevmeye sevmeye sevilmeye başlar.İnsan insanın,sevgi sevginin aynasıdır.
Söz.Ben’i öne çıkarıyor,tüm Dünyanın anladığı dile,sessizliğin tüm ‘Ben’leri konuşturan gücüne fırsat vermiyordu.Sessizliğin diliyle mi konuşuyorlardı tüm deliler acaba.
Her şeyi unut ama bir şeyi unutma.Her insan bir kadıdır.İçini kadılarla doldurur.Onlarla yaşar.Onlara teslim eder kendini.Huzuru seçer.Huzur da abad etmez onu.Berbad eder.
İnsan,insana susamışsa yağmur çağırır.Yağmurun çağırısına uymayan insan delirir.
Azrail, kendisiyle şakalaşan,yarenlik eden insanları geç ziyaret ederdi.
Ölüm güçlü değildi.Güçlü ve güzel insanları öldürünce hissettirebiliyordu gücünü.
Acılar kolay unutulur,Aynalarda görünmezlerse.
İyi insan kalmadı dünyada.Her iyiliğin bir talancısı çıktı...
İnsan kendi karanlığında yürüyordu hep.Kendi karanlığında uyuyan insanlar da vardı.
Güzel söz,aşığın mı harcıydı yoksa? Kadını gülümseten,düşündüren,ağlatan,erkeği kadına katan güzel sözü,aşık olmadan söylemek mümkün müydü?
Cellatın da ölüm korkusunu en az kurbanı kadar yaşadığını düşündü.
Ölüm,kendisinden korkan insanı izlemeyi sever.
Ölüm uyuyan insana daha yakındır..Ölüm uykudan korkar.
İnsan aslında,her gün bir damla ölür.Damlalar birike birike ölüm gölüne döner.İşte insan o gölde boğulur.Öldükten sonra o gölü boğan büyük insanlar da vardır.Onların...
Azrail,ölümü hakkedenleri kaydeder.Kim ölecekse ona karar verir.Toprağa yüksen,kendine yüksen,kolların ayakların birbirine düşmansa,yediğin nimet sana ana avrat küfrediyorsa,üstüne başına bakmayan...
İnsan,kendine yapılan iyiliği silaha dönüştürüyor,gözünü kırpmadan,iyiliğin sahibini vuruyordu.
Göz,her yaratığın ruhundaki anlamı açığa vuruyordu.
Yuvası dağılan,yavruları ölen her kuş da en az yuvası kadar dağılır ölür.
Ben mal yoksulluğundan korkmam Yüreğin yoksul olmasından korkarım..Yüreği zengin olan zengindir.Malı olmasa da zengindir. Hangi kuşun malı var ki? Ama her kuş zengindir.Gökyüzüne açılır...
Her güzel insanda bir gül kokusu,bir gül saflığı var.Her insan farketmez bunu.Ama kuşlar farkeder.
Mayalanmış süt gibi huzursuzdun.
İnsanın niyeti,insandan evvel görünür.
Hiçbir alim,bir deli kadar akıllı olamaz.
Her ölü,insana başka ölüleri hatırlatır.Başka acıları hatırlatır.İnsan asıl hatırladıklarına ağlar..
Öldürmenin sonu yoktur.Öldüren insan,kendisini ökdürdüğünü bilse öldürmez..Cahilliğin çıkış yoludur ölüm.Kısa yoldur..
Kadın korkak olmasa,erkek cesur olmaz.Doğurmayanın cesareti olurmu?Eğer bir cesaret varsa,onu doğuran kadındır...
Ölmeyenin ölene döktüğü üzüntü,ölmeden beterdir.
Ekmeğimin küfünden korkmam.Peynirimin seğircen kurdundan korkmam ama ‘yarınım ne olacakk’,diyenden korkarım.
Kötü sözü yenmenin yolu iyi sözdür.
Yarınım ne olacak diyenlerden tiksinirim.Boğazına ip bağlayıp bugüne çekmem yarınımı
Bir erkek tek başına nasıl yaşarsa bu dağlarda,bir kadın da yaşar.Yaşamak cesaret işidir.Evler kadınların cesaretini öldürmüş.Cesaret ölünce hayat da ölmüş..
Zor günün ömrü kısadır.Ben dün gece cesaretimi doğurdum.Benden korksunlar.
İnsan insanın niyetini gözlerinden okur.Her ne kadar,gözlerini gözlerinden kaçırmaya özen gösterse de,içindeki şeytan,Onu ısrarla gözlerine yöneltmeye çalışıyordu.
Ölüm korkusunun insana yaptıramayacağı hiç bir şey yoktu.Ama insanı taşlaştıran,hiç bir şey yapamaz hale getiren ölüm korkusu da vardı.
İnsan sevdiği kadar insandır. Yalnızlık her insanı öldürmez ama,sevgiye susamış insanları öldürür.
Oturan aslandan gezen tilki yeğdir.
Ölüye ağlamaz diriye gülmez bir millet var ki,insanı mezar taşına çevirir.Şimdiye kadar hep millete göre yaşadık.Ne oldu?
Gerçeğin,ipeksi bir dille gülümseyen gücü,kendini gösterdi hemen.
Bizim gibi,sellemüsellam gezen,gölgesinden hille sezen,manasız kelam düzen bir millet değil.
Bırak o kadın dağlarda gezssin.O kadının yüreği bir eve sığmaz.Büyük kadınlar,başkalarına doğru değil,kendilerine doğru firar ederler.Şafak perilerinin soyundan gelmedir onlar.
Hakikat,cemaatı sevmez.Hakikat onlara kendini sevdirmek için de çabalamaz.Cemaata göre yaşama.Elinden geldiği kadar,hakikate göre yaşa.
Büyük ölülerin başucunda az insan olur,Merasimi sevmez onlar.En az görünebilecekleri yerlere sığınırlar.Küçük insanların büyük görünmeye ihtiyaçları var.
Açlığa doğru yürüdü hep.Açlığı anlmaya çalıştı.Hiç değilse bırakın,ölüsüyle doyursun açlığı.Huzura kavuşsun ruhu.
Hırsızlık ekmekle,kahpelik öpülmekle başlar..
Aşkını yitiren namus boş durmaz.Dünyanın vicdan tarihi de aşkını yitiren namusun boş durduğunu yazmaz.Namus arar,bulur,rahatlar.Bulmazsa da hayalinde birini bulur.
Namus kuş değil,uçup gitmez.Gitse de,gittiği yuvasına döner.Zaman,her şeyi unutturur.Zamana güven..
İnsan, insanın nasıl yaşayacağına karışmasa,dünya düzelir..
Sevdim mi gözlerim çoğalır,sevdiğimin her yerine dağılır.
Mezara yakışan da ölümdür.
İnsan yoksul olunca sevmek de ekmek kadar aziz bir şey olur.Zor bulunur.Sevmeyi hep hayal edersin ama bulamazsın.
Hayvan milleti konuşsaydı,biz bu kadar hayvanlaşmazdık.
Hiç bir hayvan çalışmayı sevmez.Toprak onları besler.Bir şey istemez onlardan.Al sana bir çenge ot.Faiziyle beraber,gelecek yıl öde bana,demez.Toprak istemeyi sevmez.Toprağa eğer bir verirsen,o sana on verir.Buğdayın,ekme...
Yeraltı,toprağın bağrıydı ve çalışanlara ihanet etmezdi.
Söz korkan insan için,kurşun kadar etkiliydi.
İnsanın zenginleştikçe,paraya bir dilenciden daha çok ihtiyaç duyduğunu düşündü.
İnsan yırtıcıdır.Yediyi leşe kimseyi yanaştırmayan bir yırtıcının duygusu ürpertti beni
Karanlığın bir ana gibi emzirdiği,cesaretlendirdiği sesler var.Geceleri hep o sesleri dinledim.
İnsanların kum gibi kaynadığını,herkesin çalıştığını,kimsenin de üzerinde çalıştığı dünyayı anlamadığını düşündüm.Yanlızlaştım.Umudumu kaybettim.Sonra da delirdim.Delirmek,insanın kendisine dönmesidir.De...
Düşünmeye,anlamaya vaktiniz olmadığı için çıkışınız ışığa doğru değil,karanlığa doğru olacak.Bir katır çalışırken düşünür ama bir insan çalışırken düşünmez.İşin ve yorgunluğun beyni ol...
İnsan oturup,kendi gövdesinin şikayetlerini efendice dinlemezse,soru da soramaz.
Bırak o kendi zulmüyle baş başa kalsın,kendi zulmünde boğulsun.Elini kana bulama.Kan kanı çağırır.
İşsiz köpek gibi taşağını yalamakla geçiriyor günle3rini.
Bu yalan bizim içimizden çıktı.Döndü dolaştı bize geldi,biz de inandık.
O serçe gider,beni bütün serçelere anlatır.
Ölen insan öbür dünyaya gider.Gider gitmesine de,bu dünyadan da hiç kopmaz.Ölen insanın ruhu,yaşayanların ruhunda gezinir.Kimi kendine yakın bulursa,sakız olur ona yapışır,huyunu ona geçirir...
İnsanlar insanları öldürür,ondan sonra da soru sorarlar.Şaşırmışlar.Akım diyeceğine bokum diyenler çoğaldı.Yalan söyleme.Kendi akıntına kapıl,ne yatağından çık,ne de taş...
Ayrılık lanettir.Samur kürk de olsa,ayrılığı üzerinize almayın.İnsan var ki aşka doğru kaçar.İnsan da var ki aşktan kaçar.Sağa sola bakar,gölgesinden öksürüğünden korkar.Korkudan osuruğu körd&u...
Sazın perdesi,zurnanın süpürgesi çalınır mı?Çalınmaz.Ama o çalardı. Kötü insanlara çok ağladım.Bunlar niye bu kadar kötü?Bunlara yazık değil mi, dedim.Özden ağladım.
Bu zalim dünyada İnsanı,yan yana ağlayan kadının dışında,hiçbirşeyin yumuşatmayacağını düşündü.
Atıkları her dayak,mezarımıza asılmış bir kandildir.
Ben gene kırkların engür şarabına döndüm,yarenler.Mübarek bir nur içinde üryan büryanım.Sesimden korkmayın.
İnsanın borçlu olmadığı,suç işlemediği bir tek taş parçası var mı bu kürre-i arz üzerinde?
İnsana sığınmam.Ama acısına sığınırım insanın.Bir çocuğun vicdanı kadar temizdir insanın acısı..
Bütün insanlar,tekneyle tabut arasında kurulan köprüden geçmek zorundalar.Ölümden kork ama ölümün karşısında düşkünleşme.Yazık edersin kendine.
Yüreğini göz yaşına dönüştüren kadını bulmak zordur.
Kafamda bir kuş,kuşun kafasında baykuş
Doğuran bir kadın ,doğurduğunu hissetmezse çocuğuna sevdalanmaz.
İnsan köksüzdü.Kökünü arıyor,araken yakıyor,yıkıyor,öldürüyordu.İnsanın kökü neynindeydi.Beyninden ayaklarına doğru büyüyordu insan..
Her şeye benzemeye çalıştım,hiç bir şeye benzeyemedim.Kara kışta kara serçe baharı bulamaz.
Hasımın Nemrud ise yardımcın Allah olsun.Hazreti İbrahim’i Nemrud’un gazabından korumuştu Allah.
Tutkun erkeğin binasına,tutulduğu kadının kubbesinden girmekti en doğrusu.Bir güzel söz,erkeğin kubbesinde kırk gün,kadınınkinde ise kırk yıl yankılanırdı.Ama söz ölmüş,anlam ölmüştü.
Yükseldikçe alçaldım, yitirdim derinliğimi.
“Hayat menzilini kulaçlaya kulaçlaya tükettik, geride horhoristan kaldı,”
“Dolana dolana yumaklaşan yalandan ne farkı var kafalarınızın. Sizi bu mağarada, bir arada tutan nedir? Tepenizde patlayan toplar olmasa siz birbirinizi yersiniz.”
Ölüsüz savaş olmaz. Ölüsüz savaş, gelinsiz düğüne benzer.
“Bebek ağlar, ekmek ağlar, süt ağlar, kulak duymaz. Ben yarın bu harbin içindeyim. Harbi istemedim ama mecbur ettiler. Benim hasmım insan değil. İnsanı ciddiye alacak kadar alçalmam. İnsanın ne mal olduğunu bütün...
Dağılan her kuşun yuvasını bu namluların başına bela ederim.
“Dersim yenilirse kazanır. Dersim’in acısı dibe vurur, dünyanın şahdamarına işler. Xizir unutsa da dünya âlem unutmaz Dersim’i.”
Gün gün üstüne bindi. Aynılar âlemi parçalandı
Varlıksız âlemin varlıksız Tanrı’sı, kafasını korkuyla kaldırıp, kaybolmuş kimliğinin dibinden çıkınca saçları kâfur gibi ağardı.
“Dersim’in yüce dağları Kerbela’da olsaydı Kerbela, Kerbela olmazdı.”
İnsanlar birbirlerini öldürdükçe sıcaklığı artıyordu güneşin. İnsanın şahdamarındaki sıcaklık da ekmeği yakacak kadar azgınlaşmıştı.
“Mağaralar yine sahiplerine kavuştu. Tüfek insanı mağaraya soktu. İnsanı mağaradan çıkaran, peygamberleştiren ateş nerededir?”
Kayalarda iz bırakan güzel ayakları öpmek has âlimlerin şanındandı. Kurban olurum ben, mağara karanlığına ışık taşıyan bu güzel ayaklara
Başını bulutların içinde sanma. Başın, dünya karanlığına sarkan paslı zincirin son halkasıdır.
Kelamın yerini kurşun aldı. Mezarsız ölülerin kemirildiği kurt sofrasına döner artık bu Dersim.
“Taşıdığınız silahların ağırlığı kadar ağırlaşacak bahtsızlığınız!”
“Harmanınız yok, Olsaydı fikrimin samanı buğdaydan ayıran rüzgârından sebeplenirdiniz.”
“Nesin, neyin nesi, kimin fesisin? Kuruntularınla kemirme beni tahta kurusu gibi. Ben çürümüş bir suyum. Kuruntumun kör kuyusuyum.”“O zaman karıncalıktan vazgeç, yüreğini geniş tut; su ol, s...
“Benimle uğraşma. Benim kahrımdan uzak dur. Benim kahrım, Siyabend’i uçurumdan düşüren yaralı ceylanın tekmesinden daha kahhardır.
Âlimin her yalanı, dünyayı çarığımın deliğinden girecek kadar küçültür.
Bir küçük ayna uğruna dünyayı ateşe veren körlerin arasında kaldık.
Yeryüzünde yaşayan her insanın omuzlarında görünmeyen rütbeler olduğunu, gerçek generallerle sahtelerinin birbirine karıştığını düşündü. Çevresindeki insanların bakışlarındaki parlaklığı yitird...
“Bilgiyi cehaletin üzerine zamanında sürmeyen hükümetler, sonunda ateşe sarılmak zorunda kalıyorlar,”
Yapamadıklarımın yarattığı bir adamım ben.
“Sözü söz eden nedir?”
“Sözü söz eden özdür,” dedi. “Ya Haq dedim, dünyaya cömert ol; oldu ama bizi de bir köşede unuttu. Ben bu yüzden derin...
“Bilgimi toraq misali yediler bir kış boyu,” diye düşündü. “Karşı çıka çıka yediler bilgimi. Karşı çıkmayı, beyinlerini doyurmanın yolu haline getirdiler. Uğrunda öleceğim hiçbir şe...
“Kötü niyetini dışarıda bırak. Yavaş yavaş gel.Kötü niyetin geçmeye korktuğu bir köprüyüm ben.”
“Haq Teâlâ insana demiş ki, ‘Sana insaf adlı bir ilaç içireyim de ömrünün sonuna kadar acı çek.’ İnsaf ilacını içen insan, o günden sonra kan dökmeye başlamış.&rdqu...
“Keçinin gözüne baktım mı yüreğim göz kesilir,İnsafla dolarım, güzel bulurum kendimi.”
“Her insanın içinde bir dağ var,Tepesi ziyaret olan yüce bir dağ. Dersim’in yüce ziyaretlerine çıkan bütün yollar acı acı inler. Hiç kimsenin duymadığı acıklı inleyişleri körpe ke&cce...
“Güzel ceviz ağacı, toprağın gökyüzüne akan eli. Helal rızık. Yalnızsın. Biri gelir seni keser, keresteye çevirir, kusur ve gadaya çeper olursun.Öğrendiği bilginin altında ezilen âciz insana m&uum...
“Kara bulutlar kaçmış. Güneş mavinin sultanı olmuş. Kayaların, karların üzerinde gereksiz gölgeler var. Seslerle gölgeler ağırlaşmış. Toprak bu ağırlığın altında kısırlaşırsa şaşırmayın.”
“Yükselecekseniz kendi üstünüzde yükselin, üstümde yükselip ezmeyin beni,O da olmazsa çıkın dışarı, güneşe kement atın. Korkmayın. Yükseldiğiniz yerden derinliğime düşerseniz &cce...
Ateş, kellelerin içindeki cahillik pasını yakar, bilgi cevherini açığa çıkarırdı. Alnı ya da şakağı yanana üzülmek, insanların âlimleşmesine üzülmek demekti.
“Kalkanımı kılıcınızla kaşımayın, cenk edecekseniz çıkın meydana, adam gibi cenk edin.Harmanımın göbeğinde ateş yakmayın, buğdayımın kokusu boğar sizi.Bitle buğday tanesini birbirine karıştırmayın. Derdime kurban ederim hepinizi!...
Hiçbir noktayı mekân tutmuyordu bu ruh. İnsanlar yitirilmişti. Hiçbir yüz, derin ruhsal zenginliğiyle gülümseyecek ve gülümseyince de insana, yitirilmiş varlığını aşk olarak geri verecek durumda d...
“Hiçbirinde hiçim yok, hiçimde hiçbiri yok”
“Beni, kendilerine karşı kazandığım zaferle yendiler,”
“Dul kadının çıplak ayağı ateşli olur. Ateşli ayağın izi derin olur. Derin izler de derin nehirlerin yatakları gibi görünmez.”
“Senin dediğin doğru olsaydı tavus kuşu yılanla beraber cennete bekçilik etmezdi,”
“Ölümden korkulur mu? Ölümün sebebi yeter ki aşk olsun. Aşk yarası bir kapıdır. Cennete o kapıdan girilir.”
“Gönül dağının yücesinde biten yabani gül fidanıdır sevgi. Gök gürlemezse, şimşek çakmazsa, sis inmezse fidan gül vermez. Verse de lal renginde olmaz.”
Sevgi kolay değil, şahindir; her avcının eline konmaz. Ben hep verdim. Vermediğim zaman da tepelendim.
“Bazı sözler sahibini itibardan düşürür. Harputluların abdestbozan otu dedikleri bir ot var, güneşsiz yerlerde yetişir, kökü acıdır. Kötü söz, o ot kadar değersizleştirir insanı. Seven i&cced...
İnsan insanın anahtarıydı. İnsanın kerametini ve birikimini, insan konuşturabilir, insan güldürebilirdi ancak
Aşk, gönül penceresidir,bakarsın âleme oradan.
Her insanda, başkalarının iç seslerini dinleyen bir üçüncü kulağın olduğunu kim söylemişti? Hani nerede o üçüncü kulak?
Yaşayan ölülerden yayılan koku, her şeyi gevşetiyor, çürütüyordu. Dünyada en büyük zulüm, yaşayan ölülerin zulmüydü.
Bir insanın başı dikse insandır. Dilencilik, dik başı gevşetir.Hırsızlık da iyi değil. Hırsızlık, insanın kendinden çalmasıdır.
Taşa, gizlediği iç sırlarını söyletmek zordu. Ama her taş iç sırlarını, renklerini, gün ışığında gülümseyen yüzüyle az çok belli ederdi. Köpek burnuyla, insan ise gözüyle d&uu...
Tanımadığı ölülere kendi ölüsüymüş gibi üzülen insanlar, has insanlardı.
“İnsan, acının mayasıdır.”
“Telaşlanma. Ekmek kokusunun olduğu yerde her zaman barut kokusu olur.”
“Telaşlanma. Ekmek kokusunun olduğu yerde her zaman barut kokusu olur.”
“Ne kadar yücelirseniz yücelin, sonsuzluğun karşısında bir hiçsiniz!”
Seksen iki yıllık birikmiş öfkem öksürse yer yerinden oynar.
Dünyanın süt ve bal kokan iki ana yolu vardı. Uçurumdan iniş, uçurumdan çıkış
‘İnsandan başka ayıbını örten bir canlı var mı bu dünyada?’ Esvapsız hayat mı olur? Dağlar bile kışın beyaz, yazın yeşil elbise giyerler. Yılan gömleğini değiştirir. Ağaçlar kabuktan elbise giyerler. Gizliden gizl...
“Her büyük sığır sürüsünde kendini bilmez, ayarsız bir boğa bulunur.”
Yaşamını doğruları anlatmakla tüketen, çenesi yalama olmuş zevzek bir ermiş ciddiyetiyle, “Doğruyu sevmem,” dedi. “Doğrunun yüzü soğuktur. Doğruluğundan şüphe ettiğim şeyleri severim ben.Yalanda şirin b...
“Sağırı ses, körü ışık pazarına gönderdim. Sağır, sesi gördü; kör, ışığı dinledi. Hepsi bu”
“İçimiz temizdir. İçimizde insan var ama insanlığını arayan insan yok, varsa bulun getirin ben onun kapısında bin yıl köpeklik edeyim.”
“Çekicini sabrımdan, körüğünü de öfkemden çek!”
“Kanamayan gül mü var bu dünyada?”
İyiliğe iyilik olsaydı kara öküze bıçak olmazdı
Dağ başında yalnız kalan bir kuzunun masumiyeti aç bir dişi kurdun dişlerini yumuşatır.
İnsanlık, kalın bir kitaptır. Her insan da bu kitabın bir harfidir. Çıbanı zonk zonk etmeyen hiçbir insanın bu kitapta yeri yoktur.
Âşık neden kördür?Aşk ışığından.
Kuşların en masumu pepug, en hayırlısı turnadır; en zavallısı da serçedir. Ateş en çok serçeye acır. Ateşe tuz at. Çocuğunun sırtına, iki kuluncunun arasına nazar boncuğu, hathatik tak; yeşil olsun, serçeye...
“İnsana itimat et, insandan korkma. İnsandan korkarım,İnsan kemikçidir. İnsanın ömrü, sevdiği kemiğin ruhundan çıkan her kelamı kemirmekle geçer.”
“Bu adama, acınızı alçaltma fırsatı vermeyin. Verirseniz size acınızdan muhtacınızdan girer. Evliya donuna bürünür. Çarığının düştüğü yeri ziyaret yaparsınız. Öldüğü zaman da kemikle...
“İnsanda bereket varsa o bereketten tüten duman bile insanı doyurur,”
“Kanları kusurla mayalanmış kusursuz insanlar!”
“Unutmayın, o dil, bilgisinin hizmetindedir. Delilsizdir. Delilerin dedesidir. Dışarı çıkın, gökyüzüne bakın gelin.
“Hiç kimse kendi iç âleminde benim varlığıma yer vermiyor,”
Ölü bir inançtan hortlayıp firar etmiş bir derviş yüzünü çağrıştırıyordu gökyüzü.
Mirto Dede, yitirdiği hiçbir şeyi aramadığını ama yitirdiği her şeyin kendini harıl harıl aradığını düşündü.
Gökyüzünün altında, bir ayağı diğerinin tersine yürüyen bir yığın vicdan dolaşıyordu. Toprağa dallanan kök, uçurumdan sarkan buz, bilincini arayan hareket, her şey amacını yitirmişti. Hiçbir şey may...
“İnsanın ne toprakta ne de güneşte kökü var. İnsan köksüzdür, sevmez köklenmeyi ama ölüm, insanı köklendirir. Ölüm iyidir. Ölümün aslı var.”
“Ağacı ağaç eden, topraktaki köküdür derler. Ağacın güneşte kökü var mı?Ağacın insanda da kökü var.”
“Dünya karanlıktır. Karanlık dünyayı aydınlık gören körlerle doludur dünya,”
“Düzenimi bozduğu için ölüme minnettarım,”
“Şimdi ben, kalın koyun kermesi olsam, kat kat olsam, her katımda da bin çeşit koku taşısam, kokuyu da dışarı vurmasam iyi olur mu; olmaz. Bu kömde aynamız yoktur. Ama üçümüz birbirimizin aynasıyız. İnsan, i...
“Ömrümde kaç taşın alnına baktıysam sevdayı gördüm. Her su sesinde, her goncada, her kar tanesinde sevdayı gördüm. Tilkinin izine çok baktım. Geyiğin meleyişine, bebeğin gülüşüne bak...
Hiçbir şey bebeklerin ölümüne eller kadar üzülemezdi. Ölü bebeklerden başka da hiç kimse duymazdı ellerin yürek parçalayan ağıtını. Karın altında köklenen ve baharda topraktan &cced...
“Kuzuyu, korkak kurttan kurtaran, boynundaki çandır,”
Ben ilmimi yedirmem sizin fend u hilenize. İyiliğin hamalı olmadınız, iyilik nasıl sizin hamalınız olsun.
“Şu gök çardağından yağan ışığa bak. Hangi âlim, bu kar ışığının altında üşür,”
“Senin üst üste binen yalanlarının nemi küflendirdi beni!”
‘Sizin en çok kurtlanan, en çok kokan yeriniz nerededir?’ Bilemedim. ‘Beyninizdedir,’ dedi. ‘Beyninizdeki her kurt deliği, gövdenizdeki kurşun deliğine açılır.’ Sersemleştim. Düşt&...
Yıldırımın şaşkını, deryaya düşer. Kurtçuğun yaptığı ipeğe methiyeler düzer, aynı kurtçuğu yerde görünce de ezer
“Kış kılıç gibi indi, yalan şenlendi,”
“Bolluğundan açlık doğuran pînco heram (piç haram) dünya,”
“Bir insan, hileye takıldı mı sendeler, ya düşer ya düşürür,”
“Ağzını diline zindan etme. Çok düşünme, anla ne dediğimi.”
Yüreğindeki mezar taşı nakışını sil. Ateşi, suyu, toprağı küstürme kendine. Ekmeği ağlatma.
Herkes, içinin özgür eğilimlerini, kural dışı değerlerini, fırtınalarını, kuşkularını, kesinleşmiş tehlikeli yargılarını, bin dizginli, dev bir gemleme sistemine mahkûm etmişti. Hâlbuki kendi ışıltısından korkan bir te...
Senin elinle asılan bir kandil, ne bu alacakaranlığı aydınlatır ne de benim mezarımı.
Kendini dinlemeyen, dinlemeye kalkışsa bile sesini kulağına ulaştıramayan, kendinde başlayıp kendinde gelişmeyen bir insan havası vardı Paşo’da.
Herkes kafa yerine şeytan kamburunu andıran, kara bir günah dağını taşıyordu iki omzunun arasında. Deryayı kendi kabına küstüren, kuşu yuvasından süren bu dünyanın kaderi, Karun hazinesinin kaderinden farklı olmayacaktı. A...
“Yüreğimizi, bütün dünya iyiliklerinin birleştiği bir saray haline getirebilseydik bu darağaçlarını hak ederdik. Nefsini savunan insanlar, hak etmiyor bu darağaçlarını,”
“Şaşırmış değilim, al kiraz üstüne ak karın yağacağını biliyordum,”
“Gel denen yere gitmeye ar eyleme, gelme denen yere gidip de dar eyleme,”
İnsanın acısındaki güzel niyet, gözyaşındaki tuza sığınırdı. Ekmek ise emdiği tuzun arzuhâlini, Hızır’a havale ederdi.
Ama çarık kurumuştu, ayağını sıkıyordu zamanın. Yaranı karanlıkla sar oğul, minnet etme aydınlığa!Çarığın, cehennem kazanı kesilse bile yürü. Gönlünle, gözünle yürü. Baştaşında bir ot güve...
Solucan toprağın, balık suyun peygamberidir. İnsansa bu iki peygamberin cellatıdır. Birini diğerinin ölüsüyle avlar.
“Hırsına lanet hey beniâdem! Hayat da ölüm de sen varsan var, sen yoksan, onlar da yok!”
Kendilerini, duydukları her sözle sınırlayan dar insanlar, pörsümüş batık duygular; darda kalınca nasıl da genişliyor, nesnelerin deliğinden ne’liğine bakan birer sorgucu kesiliyor, suçluyor ve solungaçları...
Yaptığım her iyiliğin elinde, tepeme tepeme inen bir alacaklı kamçısı var. Karamuğu buğdaydan ayıramayacak kadar kör bir zamanın pençesine düştüm. Kaderimin ayak izlerine basarak yürüdüm hep. Suç,...
“Derde binmişim, dert yolunun süvarisiyim,”
Ucu kırılmış kalem gibiydi insan. Tam da kırılan bu uçta bekliyordu yaşam. Acıyı, demlendire demlendire, güce dönüştürmeden büyütmek ve yaşamak kadar büyük bir işkence var mıydı dünyada?
Sonlu olan, çağrışım yapmayan her şeyden nefret ediyor; sonsuzluk duygusundan sonluluğa düşer gibi olunca da irkiliyordu dehşetle.
“Kurşun öldürmez, güneş görmemiş duvarlar öldürür Dersimliyi!”
Harfleri felç olmuş düşünce ve hayal çığırından çıktı, Kendini içeri değil de dışarı hapsetmiş seslerin ötesine geçti. En etkili dili, sükût anında cereyan eden müşkilat dilini, ara...
“Cesur ol. Yüzünü sabah güneşine çevir. Hakikat ilminin o büyük gözünü, beyaz kartalın süzüldüğü duru gökyüzünü her daim izle; ne suç işle ne...
Dünyayı kendine dert etti, dünyanın derdi oldu.
Ömür boyu harcanmış fuzuli sözcüklerin sessiz dinleyicisi ve hizmetçisi gibi bakındı
Hayat, badem helvası kadar kolay yutulmuyordu. İyiliğin altında kalıp da iyilik küpünün dibinden çıkan ölü böceklerle doluydu bu dünya. Yaratan’ın en büyük kusuru, haddinden fazla gereksiz...
“Herkesi kaçırıp kendi karanlığına sığındıran bir savaşa zorladılar Dersim’i,”
“Bir yanım yar olmuş, bir yanım mar; bir yanım gül olmuş, bir yanım har,”
Ha bile bile yalan dinlemişsin, ha sabır örsünde dövülmüşsün.
“Kelamın kerametini, bu ateşin kerametiyle kıyaslamayın! Yakar bizi bu ateş.”
Körün, sesi gördüğü, sağırın ışığı işittiği bir devirdir.
Akıl nasıl gelişti burada, bilmem. Bildiğim o ki akıl, aklın almadığı şeylerle cebelleşir, gelişir. Aklın ırzına geçtin mi akıl gelişir. Akıl namussuzluğu sever.
Akıl nasıl gelişti burada, bilmem. Bildiğim o ki akıl, aklın almadığı şeylerle cebelleşir, gelişir. Aklın ırzına geçtin mi akıl gelişir. Akıl namussuzluğu sever.
''Ateşlensin, içten içe kurusun, yontulacak hale gelsin. Yaş ağacı, ince ince kıymak, yontmak kolaydır. Kolaya yatma. Zora yat. Zor sana biçim versin. Zorla yekcan ol. Soluğunu dinle. Sabret. Sabret ki ellerin hün...
“Sakın sevdiğini yağmalama. Bu yalancı dünyada yağmalanamayacak tek şey sevdadır.”
Atımı hep yüreğime doğru sürdüm yetmiş sene, ulaşamadım.
Ayaklarının altındaki delinmiş hasırların sesini, iniltisini duyan güzel insanların hepsi çekip gitmişti artık bu dünyadan. Bir korkuluk kadar ruhsuzlaşmıştı koca cihan
“Kuzunun meleyişi, kurdu ikna eder mi? Kurdu kurt ikna eder,”
Uçurumdan düşen bir insanın, zehirli bir örümceğin uçurumdan inerken salgıladığı incecik ipe el atışına benzetti bu isteğini, vazgeçti.
Tüyün, dağ ağırlığıyla yaşaması, azrailin iyice uzaklaştığının bir belirtisiydi.
Bacası eğri olup da dumanı doğru çıkan insanların hanesine yazdı onu. Ellerinde çıralarla gezen, çıplak ayaklı körlere ihtiyacı var dünyanın
Harami sofrasının kırıntısı kadar bereket var mıydı bu adamın siyasetinde?
Devir o devirdir ki bütün güzellikler kaçtı, korkuya sığındı.
Bütün ölülerin yaşları aynıdır. Hepsi zamansızdır, şimşeğe konan güvercin kadar güzeldir
“Ateşin insana bedduasıdır bu. Kızaran etten ateşe yağ damlaları düşer, her damla yağ, ateşi delirtir. Avaz avaz bağırır ateş. Yapmayın der, benim parlak sineme düşen her damla yağda kıyamet kadar acı var. Bu acılarla hançer...
“Güneş gayesini insana verdi, insan bu gayeyle girdiği yeri aydınlattı, yağmaladı. Güneş utancından karardı. Gökkubbede sureti kaldı. İnsan, insanı sonunda yiyecek.”
Dağlardaki otların cinslerini, çeşitlerini saymak, hırsızlığın çeşitlerini saymaktan daha kolaydır.
“Tuzu seven, tuzcu bir otum ben. Balçığınızın tuzunu çeker, bataklığınızı kuruturum.”
“Bir sözüm var, mürşidime dert efkâr olmasın, Sakal, aynaya baktı, topal eşeği gördü.”
Sular, dağları niye terk eder.Bir gölde, bir deryada birleşmek için!
İnsanlığın başına bütün felaketler, belki de böyle bir kuşun kırımlara uğratılmasından geliyordu. Kuşu yiyen, insanı da yiyordu. Tüm dünyayı yeme arzusu, dilsiz, savunmasız hayvanı yeme arzusundan kaynaklanıyordu belki de....
Dünya çaresiz ve yorgundu. Tıpkı yaşlı kızıl öküz gibi tırnakları zordan çatlamış ve gözlerine sis oturmuştu dünyanın
Dik durmak, insanın yağmalanamayacak en büyük sermayesi.
Hepimiz bıçak altındayız, Kuzunun bıçaktan dilediği amanı, hiçbir bıçak sahibi duymadı. En iyisi aman dilememek.
Etken bir kafa ile edilgen bir yürek arasında bir ömür gidip gelmenin, harcanıp ufalmanın yarattığı müzmin bir durgunluk çökmüştü duygularına.
Şahdamarından kan yerine nefret akan bir dünyanın nimetini yiyordu her insan. Tuzun, ekmeğin ve ışığın ağladığını duymuyordu hiç kimse. Dilsizliğine şükrediyordu, konuşan dilleri dinleyen her taş. Kendi anlamına küsmeyen tek...
Dünyayı taşıyamaz hale gelmişti dünyanın iskeleti.
Altın hazinelerini yağmalamak kadar leziz bir şeydi dinlemek. Ama dünya değişmiş, zulüm haline gelmişti dinlemek.
Gül bile korunmak için dikenlere bürünür. Susuz, bakımsız yaban gülünün dikeni daha çok olur.
“Kurttan kaçan geyik, ayının inine sığındı mı, ayı kendi tahtını yıkar ama bahtına sığınanı vermez.”
Ölüme, başkalarının ölümleriyle yürüyen, yürüdükçe çoğalan gölgelere takılmıştı dikkati.
“Aşk olmasaydı her birimiz, sol mememizin altında, yürek yerine buruşmuş bir öküz taşağı taşırdık.”
“Kim ne derse desin, her kadın bir uçurumdur, o uçurumun dibine inmek zordur; aşkı aşk eden de o zorluktur zaten.”
İlk gecenin kıymetini, Adem’den Şit’ten bu yana hiçbir insan fehmedemedi. İlk gecenin ocağı kör mü şen mi, ona bakmak lazım. Okumadığım ne kadar kitap varsa hepsi yazar bu hakikatı.
Gökyüzünü kadının tepesinde kızgın saca çevirme. O sacın altında kadın değil, sen yanarsın.
“Ben şuna inanmışım dünyada zulüm, girdiği her yeri büker ama kadının yüreğini bükemez.”
Çiğnediği kekik otunun değerini bilmez kanlı ayak.
Delilsiz, deli bir devirdeyiz
“Kıyamet koparsa sözünde durmayan insanların yüzünden kopar,”
''Örtüleri savurup atan, sırları faş eden bir dille, kendi kıyısında değil, kendi içinde durarak konuşan insanları dinlemeye alışmıştı. “Yaşlılığımı bir tabuta koysalar götürüp gömseler benden &ou...
Karanlık, her şeyi sardı. Karanlığı kelam sardı. Ağıtlar koptu kelamdan, karanlığı devindire devindire demlendirdi, öze öz oldu.
Cehennem korkusu, cenneti bu halkın kalbinden kovdu.
Ölüm, yaşamanın şartı oldu. Akıl dışını akla, düşü gerçeğe tercih eden
Karanlık, irili ufaklı olayların sakladıkları sırların gücünü bilmeyen bir yığın cahil insanı, bir yığın korkuyu ve sır küpünü seferber etmişe benziyordu.
“Kendi temelini kendin yaratmazsan yaratıcının en küçük bir krizde sallanmasına bağlı olarak sallanırsın!”
Burada verilip de sonradan cayılan her sözün üzerine bir taş düşmüştü. Her söz, kendi çapı büyüklüğündeki bir taş tarafından sorgulanıyordu.
Düşen öküzün üstünde bıçak bol olur
“Eskiler, ‘Dünya bir güldür kokla, arkadaşına ver,’ derlerdi. Halbuki, dünya bir kan deryasıdır. Bu deryaya düşen, can havliyle el atar kan köpüğüne, avaz avaz yardıma çağırır arkada...
Herkes bir yerlerden geliyor, bir şeyler yapıyor ve sonra da yitip gidiyordu dünyanın dipsizliğinde. Korkunç şeyler olmuş, yer tutuşmuş, yaşla kuru birlikte yanmıştı. İyi insan neslinin azaldığı bir devirdi.
İnsanın, sakalını ekmek aydınlığına çeviren sözlere ihtiyaç vardı.
“Bin yıl deve gibi çökmeye alışmış insanların bir anda şahin kesilmesinden bereket doğar, yeter ki şahinliğin tadını alsınlar,”
Dağların anahtarını yitirmişti.
Ateş çemberini düşünüyor; üzengilerin, ayaklarını kızgın demir gibi yaktığını sanıyordu
Özü ayrıştırarak evrene yayan Evreni öze adayan.
“Kadınlar, ışık gözlü mübarek kırmızı yılandan korkarlar. Kırmızı yılan, çocuğu açlıktan ölen kadının rahmine lanet zehri akıtır; kadın ya doğurmadan evvel ölür ya da kırmızı bir yılan doğurur.&rdq...
Açlıktan ölen her çocuğun gözbebeği nazar boncuğu kadar büyür, gördüğü her şeyi içine çeker, sorgulardı.
Çığlıklarını ve ayak izlerini belli etmeyen kimsesiz, yitik ölülerin egemen olduğu bir ağlayıştı bu
Açlığını gülümseyişinde gizleyen kadını anlamamak, hiçbir şeyi anlamamak demekti.
Bilincini katıra bindirdi,duygularıyla yedekledi.
Öldü. Cesedini sırtladı, taşırken cesedi tarafından zehirlendi.
“Bırak gömme, ölüler güneşinin altında hep birlikte uyusunlar. Turna semahını bozma,”
Ölülerin bakışlarını kitap gibi okuyan insanların, adam öldürmekten vazgeçeceklerini düşünerek çenesini kaşıdı
Umutsuzluk ne kadar azman olursa olsun, ışık zerreciğine çarptı mı dağılır.
En iyisi, kör cevizi ezmeden, iğneyle çıkarmak.
“Zamane insanının itikadı, kursağı kadar sağlam değil.”
Devletin çeşmesinden su içme, zarar görürsün,
“Aklım başıma gelene kadar ömrüm bitti,”
Çarık ayağı, günah yüreği, urgan gırtlağı sıkardı.
Koca bir yük gemisi, üzerine konan küçük bir sineğin ağırlığıyla batar hale gelmiş.
Parçası olduğu boşluğun devingen hallerini titreşimlerinde gülümseten kan zerreciği.
Ateş demiri eritiyor, demir ise ateşin rengini değiştiriyordu.
Yer ayaksız, gök direksizdi ama insan başka bir varlıktı.
Bilinmeyen, bilineni yutuyor; nesnenin içini dışına çıkaran, ayan eden bir dille konuşuyordu.
Dünyanın yüreği, tosbağanın sırtı kadar duyarsızdı. İnsan insanı yiyerek yaşıyordu. Kurt saldırmadan yaşayamıyordu.
Toprak, bu insanların ayaklarının ağırlığını hakkıyla hissediyordu.
Sürüye değnek zoruyla giden köpekten hayır gelmez,
İddiaları güçlendiren suskunluklar, ziyaretler kadar azizdi.
Bahtsızlar çoğaldı mı tarihin bahtı haline gelirler.
“Dağ neden korkar? Paradan.”
Gecikmiş her ışığın ağladığına inanan bir insandı
Karanlık, boşluğa doğru genişledi. Belirsizlikle kesinsizlik arasında kurulmuş ince bir köprüye dönüştü ışık.
Aptalın bilgeden daha öğretici olduğuna inandığı için, sadece dolu değil, boş konuşmaları da büyük bir ciddiyetle dinledi,
Bastonunu Xizir’ın çubuğuna vurdu, çubuğa bir şey olmadı, baston kırıldı
Her kabristan bir ziyaret yeri kadar hürmete layıktır.
Derinlik aşkının çöküşü.Benliğin cinnet hali.
Kökünden kesilmiş bir dil gibi kanayan suskunluğu dinledi.
“Bava gökte bir yıldızdı, yere düştü, baht yıkıldı; bundan sonra ne denge tutar ne düzen.”
Çocuğu ölen babanın, başı Tujik Dağı kadar ağırlaşır
“Dersim, Dersim değil. Dersim Kırmanciye devrinde Xizir Gölü’ne benzerdi. Ona akardı büyük sular. Buradan Munzur Suyu gider, oradan Xarçîke gelirdi, göl büyürdü, girmeye korkardı Osm...
“Dersim yürüyen ayağının burnunu kendi içine doğru çevirse, kendi ruhundaki düşmanları bulsa, arınsa kimse dokunamaz Dersim’e.”
Tarihin saçını ucundan dibine doğru ören demir parmaklar canlandı hayalinde.
“Kimseyi bir yerinden silme, döner bir yerine yerleşir.”
Ot nasıl da köklenmişti kayaya. Otu söktü, köküne baktı.Sevdalanmışsan Git, sevdanı destursuz, satır satır oku.
“Asil ile evlen, hasır üzerinde yat,”
“Kırkı benimle baş edemez, seksen kişi de bir araya gelemez!”
Harcadığı her kurşunu, içinden çıktığı çağın bir zihni olarak algılayan ve baktığı her kadının da muradını anında anlayan Silo Sûr’u buldu.
‘Akıllısı beni bulmaz, delisi kıçımdan ayrılmaz,’
“Ağalar, ayaklarımdaki çarıkları başlarına geçirecek hale gelmişler yine,”
Zaman aktı, kıvrıldı kendi özüne, geleceğe baktı. Kızlardan en küçüğü, tarihi katederek küçüldü, Munzurlara geldi
Hayatın en zalim derdi,keşfedilmemiş zenginlikler.
Işık demlendi, incecik tül içinde dineldi, çığa düştü. İmge kırıldı, çağrışım derinleşti, hayale dönüştü.
Sevgi, insanın manevi dünyasının renk ve ışık mahşeri haline gelmesidir. Bu mahşerin kahredici gücü, ürüne dönüşmek zorundadır. Dönüşmezse delilik ve çılgınlık alametleri çığ gibi büy...
“Her köylünün başında bin incilik bir taç var. Her incide de bin kurnazlık var. Tilkiye demişler, ‘Ki bu kurnazlık sana kimden mirastır?’ Demiş, ‘Köylünün kümesinden.’ Ta&cced...
Karıncanın azmine dünyayı yüklemişler, yüz bin yıl taşımış. Demişler, ‘Nasıl taşıdın bu kadar ağırlığı?’ Demiş, ‘Zulmü büyük olanın ağırlığı olur mu?’
Bir incir çekirdeğinde eğer bir iyilik varsa, o incir çürümez. Tüm diğer çekirdeklerde isterse iyilik olmasın. Bir iyilikten bin güneş doğar.
Yeryüzünün en görkemli nimetiydi ateş. Ateşten türemişti tüm nimetler. Felsefe, bilimlere dağıttığı ateşi, varlığının anlamı ilan etmişti.
Çığ, dağların öksürüğüydü.
‘Güçlü çığlar, kökünü derinlere salmayan ağaçları koparır uçuruma atar. Fidanları savurur, kırar. Köklerimiz...
“Sofranın her şeyi belirlediği ve kavga odağı haline geldiği bir çağda yaşıyoruz, Açlık, leziz olmayanı da leziz kılıyor. Devrimin ilk amacı, açlığı ve açlığın değer yargılarını kökten silmektir. Açlığ...
Ateşi, gökyüzünden, çıplak ellerimizle koparıp almasını bilmeliyiz. Buna yoktan var etmek derler. Kışın iyi korunup hazırlanmalı, baharda ise dört koldan harekete geçmeliyiz.
Dünyadaki tüm iyilikler kaçtı, incir çekirdeğinin gözbebeğine gizlendi. Hiç kimse iyilikleri aramaya, bulduğu bir iyilikten bin iyilik doğurmaya cesaret edemiyor. Birkaç kahraman, iyilikleri aramaya &cced...
“Dünya anırıyor, dünyaya su veren yok. Dünyanın kulakları sağır eden anırtısını duymuyor da eşeğin anırtısını duyuyor.”
Yeryüzüne bin usta indi. Bin usta arasında bin tartışma patladı. Bin tartışmadan bin öneri doğdu. Bin öneriden birisi uygulanmadı. Yeryüzü krize girdi.
Herhangi bir hayvanın neslini ortadan kaldırmayı kafasına koyan insan, en geri hayvandan daha geridir.
“Masalı ve macerayı yaşıyoruz.Ruhunda masal ve macera olmayan devrim mi var?”
“Güneş yüzlü insanları gördüm. Merdiven kurup yıl- dızlara tırmanıyorlardı. Parmaklarından bereket yağıyordu toprağa,”
Güneşin ilk doğuşunu, yücelere tırmananlar görür. Sevgi, sabırla çabanın çocuğudur. Ben kolay sevgilere karşıyım.
Bırak, ormanın dev çınarı dallarını dört bir yana özgürce dallandırsın. Hangi ceylanın hangi ceylanla çiftleşeceğinden sana ne? Mahlukata özgürlüğü sen mi verdin? Her gövdenin bir kellesi yok m...
“Bana göre normaldir ama normal karşılanmıyor, insanın içinde kıyamet kadar istek var. İnsan bebeklerin kucağına verilen çaput bebek değil. Güzellik bir değil, insanın içi fakir değil. Dağlarda bin bir ç...
“Açlığın yarattığı sorunları çözmek kadar utanç verici bir iş olamaz.En iyisi, en sağlıklısı tokluğun açlığı yemesidir,”
“Önemli olan güzel işler yaparak yaşamaktır. Ölüm seni güzel işler yaparken yakalayabilir. Sadece güzel yaşamak değil, güzel ölmek de önemlidir. Güzel insanlar, ö...
İnsanın insanı öldürmesi, hayvanın hayvanı öldürmesinden daha vahim bir suçtu. Ölenler insan olduğu için değil, birbirlerini öldürenler daha ileri ve bilinçli bir hayvan oldukları için...
Güneşe yakın oturanların kafalarının içinde daha az karanlık var.
Oturan, yakalayayım derken musibetlere yakalanır. Yeryüzünün tüm belalı basurları, tembel kıçlara aşık olurlar
Sis, sinsi ve dayanıksızdır. Sabah güneşini görünce eriyip gider. Halk ise zor ikna olan, ikna olunca da tarihi afallatan bir varlıktır. Sisi düşmana, halkı da güneşe benzetebiliriz.
“Sis, kudretlidir. Sis, istese dağları bile gizler. Güneşi top raktan tecrit eder. Her deliğe ve kalıba girer. Sis masaldan daha güçlüdür.”
“Milyonların bilincine ışık taşıyan her kahraman, büyük acıları, kahredici olanaksızlıkları cesaret ve gülümseyişle karşılamak durumundadır,”
Güneş karıncaya diyor ki, aman benim seni ısıttığımı kimseye söyleme, uydum üzerinde yaşayan tepegöz duyarsa, beni mahveder. Güneş denilen utanmaz nesne kudretinin bilincinde değil
Nazını kıza verdin. Hasretini güvercine verdin. Meramın kartalda kaldı. Cesaretini şahine verdin. Sabrını tosbağa aldı. Çalışkanlığını karınca çaldı. Kinin deveye yadigar oldu. İnadını eşeğe hediye ettin. Koyunluğunu koyun aldı....
Benim de gölgem zelzeleyle silindi.
“Devrim mağaralardan ne zaman çıkacak?”“Mağaralar devrime dar geldiği zaman.”
Padişahın osuruğundan az mı çekti bu memleket. Tarih kitaplarının yaprakları çürüdü.
“Herkes evini kartal yuvası haline getirse devrim gerçekleşir,”
“Aşk çölün vahasıdır. Devrim aşkı da böyledir. Devrim aşkıyla büyülenen ileri bir kafa, çölü vahalaştırır, onu yemyeşil bir bedevi kilimi haline getirir.”
Öyle hazıra konmak yok. Çiviyi çiviyle değil, elimizle sökeceğiz. Söktüğümüz çiviyle de diğer çivileri sökeceğiz.
“Ölürse hem dünyaya hem de kendisine iyilik edecek. Kötü bir adam olmaktan kurtulacak, dünyada bir kötüden kurtulacak.”
“Anlatılanı zaten dinlemek istemiyorum. Anlatılamazı anlat bana.”
“Yılan derdini toprağa yedirdi, toprak buğdaya. Kuş derdini dala yedirdi, dal meyveye. Balıkların derdini sular yedi, suların derdini süt. Her mahlukun derdini dönüp dolaşıp biz yedik. Dert dö...
“Silahı olmayanın hükmü olmaz. Kartalı kartal eden gagasıyla pençesidir.”
“Tembellik, yeryüzüne indirdiğim nimetlerin şahıdır. Salaklaşın, es- neyin derin derin ve kaşının. Rehavet içinde geviş getirerek tatlı tatlı kaşınanların benim inimde makamları yüksektir.”
İnkarın başladığı yer karakolun kapısıdır. Karakolun kapısına sıçan kancığın eniği, tek başına bir kurt sürüsünü dağıtır.
Şair olmak ne güzel şey! Tüm şairler kaplan kadar kabadayı, güvercin kadar özgürdür.
‘Ölürsen bahar vakti öl. Kürdün bahar toprağı, ölüyü kız iştahıyla sarar, kendi dünyasına katar, her bir kılını yeşil bir ot gibi filizlendirir, gün ışığına çıkarır. Kış vakti ölm...
Kürt zurnası, Kürt davulu gücünü Dicle’den alır. Dicle’de yıkanan bebek güzelleşir. Fırat kürtlerin gücüdür. Dicle Kürtlerin insafıdır. Munzur da kürtlerin ruhudur
Bahtı açık bir nehirdir Dicle. Munzur gibi güleç bir sudur.
Fırat, Kürtlerin toprağa düşen göz yaşlarından damla damla doğmuş kadersiz bir nehirdir. Bahtsız Kürt gelinleri acılarını dindirmek, huzura kavuşmak için kendilerini Fırat’a atarlar. Fırat onların acılarını emer, r...
‘Şeytanın en sevdiği koku Kürdistan toprağından tüter.’ Geceleri Fırat kıyısına giden, Fırat’ın acı acı inlediğini, yetim çocuklar misali ağladığını duyarmış. Neden, niye, niçin, sebebi ne?”
“Bu dünyada iki çeşit yalan var .Zararlı yalan, yararlı yalan. Gereksiz yalan, gerekli yalan. Güzel yalan, kötü yalan, insan soyu yaşadığı müddetçe yalan söyleyecek. Yalanla doğru, ekmekle peynir,...
Bütün peygamberler işe yalanla başladılar. Kötü müydü? Onlarınki elbet mübarek yalanlardı, insanlar o güzel yalan- larla ruhlarını tazelediler, umutsuzluklarını umuda çevirdi- ler. Kötü m&uu...
‘Yiğit adamın yalanı da yiğittir!”
Devrim komünistlere karşı mı yapılacak, yoksa devrimi komünistler mi yapacak?
“Hiç bir şey yapamayacak gibi görünen basit insanların işidir devrim. Ovayı dağ, dağı ova yapabiliriz.”
“Tanrılaşmak, ihtiyacımız olan her şeyi yaratmak zorunda- yız. Tanrıyı yaratan insan soyu her şeyi yaratır.”
“Yalnız bu romantik manzaraya devrim adı tam uyuyor mu, bilemiyorum. Gerçi devrim, şiirle, hümanist ve natural bir incelikle fazla çatışmaz. Romantizmin hası devrimci romantizmdir.”
“Baharda on ilkeye uymak iyidir. Birincisi; kuzuların zıplayışını seyredeceksin, ikincisi; çılgınlar gibi sevecek, yüksek mağaralarda, ormanlık derelerde ya da pınar başla- rında ağız tadıyla sevişeceksin....
“Güneş iyi parlıyorsa ve sular temizse, yani yeşil yedi tonda cilvelenmişse işler iyidir; işler kötüyse, parlak ruhlu ve perspektifi açık bir insan için işler yine iyidir. Çünkü çöz&u...
“Bu Kafkaslılar hep böyle mi?” “Hiçbir şeyi dert etmeme ve vurdumduymazlık felsefesini mi benimsemişler? Uzun yaşamanın nedenlerinden biriside gamsızlık, kedersizliktir. Ama kendi vurdumduymazlığının cezasını bize &cc...
“Esas olan çelişkilerin şiddeti ve kitle temelidir. En duru pınar bu temelden fışkırır. Dağ ve ormandır bu temel aynı zamanda.”
Devrimci demek, bir bakıma mucizeler yaratan kişi demektir. Ama hayatın mantığını kavrayamayan, kendi dışındaki olguları ciddiye almayan birisi mucizeler yaratamaz.
Kim ne derse desin, ilginç bir ülke. Sarmaşık gibi kendi gövdesine dolanan bir ülke. Edebiyatın ve destanın; yitirilmiş, ama görme ve duyumsama gücü bin kat güçlenmiş iki gözün, iki...
Mülk sistemi bitmez tükenmez tarihsel savaşlarla dünya topraklarını devletlere böldü. Devletlerin topraklarını da köşeli insanlara böldü. Bölünmüş her parçada vatan-millet, hak-hukuk,&n...
Dünya hala dar bir hücre ve bu hücreye hapsedilmiş organik bir hayattan ibarettir. Dünyanın bu 12 eylül halini ve kaderini, mevcut dünya sistemine ve dünya halklarının yerleşik anlayışlarına, inançla...
Desimliler, dağların arasında fazla yaşadıkları ve dağların ötesinden gelen devletle cebelleşmeyi meslek haline getirdikleri için dağlarn arkasını sürekli merak etmişlerdir.Tabi,dağları bir kere aştıktan sonra da geri dönmemi...
“Dünyanın hiçbir tarafında bahar, Tunceli’de olduğu kadar bal renkli ve tatlı kokulu değildir.”
İki gücün egemenliği altındaydı yeryüzü: Mutluluğun ve yağmurun.
“Ya taşlaşacaksın ya da yüksek bir duyarlılıkla her alanda mücadele edeceksin bunlarla.”
“Yazmaya kalkışsam, yazdığım oranda parçalanacağımdan korkuyordum.”
“Bakışları, sulanmış rakı beyazına çalan kaşlarının altında, kuşku ve arayış ateşi gibi parlıyordu.”
“İnsan, şartları kabul etmeden onu aşamaz.”
“Yakılıp yıkılmış, yağmalanmış, tütmekte olan bir kent gibiydim.”
“Ateş, hakikatini gizlemediği için güzel ve yakıcıdır.”
İşkencehaneyi içimde taşıdığım ıçin kendimi özgür hissetmiyordum. Şeytanın Ademden daha özgür olduğunu düşünüyordum. Çünkü o cennetten atılınca...
“İçinde kaybolacağım boşluğu arıyordum.”
“Ölüm, sonsuz bir karanlıktır evladım, herkes onunla karşılaşır ama hiç kimse yaşayamaz onu.”
“Toprak en büyük bereketini kendi suskunluğunda yeşertir.”
"Bir ülkenin kaderini ören ağların parçalanması, o ülkenin mağaralarının ağzındaki örümcek ağlarının parçalanmasıyla başlar."
Yaşam kendini tekrarlıyordu.Ayni soruları,ayni suskunluğu sergileyecek,ayni sahnede ayni rolleri oynayacaktim yine.Disaridan bakan birisi,Sokrates in Atina yı ata, kendisini de sinege benzettiği gibi; beni yeri...
Acılarla büyüyen ,zenginleşen bir özgürlük duygusuyla dolup tasmistim. Yeryüzünde insanın kendi özgürlüğünü kendi gücüyle boyutlandirmasi ka...
"Sevdiğin insan, sevildiğini anlayınca, sevgiye kanat olur."
Önümde duran Şef ise elindeki copla yüzümü dövmeye başladı. ''Söyle ulan orospu çocuğu, gerçek adını söyle!'' diye bağırıyordu Şef. '...
Gece saat on ikiye doğru uyudum. Mavi bir dağ dumanında, uzun, kalem ayaklı bir koşum atının sırtında, kâbusa ve arayışa dönüşen, derin bir rüyada buldum kendimi. Saar birde, belki de ikide...
Tabanca neredeydi? Beni, kubbesi yıldızlarla nakışlanmış, boyutsuz ölüm ülkesine götürecek cilalı demir neredeydi? Ya dinamiti ateşleyecek kibrit? Kurşun yağmuru sürüyordu.
Öldürdükleri insanın kaval kemiklerinden kaval yapan geveze yaratıklar sürüsü canlandı gözlerimin önünde. Bir kara sinek kondu burnuma. Kara sineğe dönüş&u...
"Hayatin içinde hayata karşı bir insanım"
Onümde kışın en şiddetli üç ayı, haziran, temmuz ve ağustos var. Ilkin sen, sonra soba. İşleyen kalemin ateşi de isıtıyor insanı. Isınma, düşüncenden başlıyor, tırnaklarına doğru yayı...
Bazen aşık olduğun insanin ilgi alanlarının hizmetçisi ve kurbanı oluyorsun.
İnsan hiç bir çağda, bu çağda olduğu kadar yalnızlaşmamıştı. Ben bu yalnızlıkla, değişik insan ruhlarında, doğada ve kitaplarda seyahata çıkarak, kalemimle kendimi iğfal ederek ve &c...
Milyonlarca çocuğun açlık tehditi altında kaldığı, on binlercesinin açlıktan öldüğü bir dünyada, "Aman geçinemem, aç kalırım," endişesi ne kadar...
Londra'da gece çok güzel. Ilık, içe işleyen, kapkara ve dişi bir kedinin gözleri gibi... Bir zamanlar topraklarnin üzerinde güneşin batmadığı ve kanın kurumadığı bir impara...
Ne güzel, her gittiğim yerde seni düşünmek güç veriyor bana. Seni anlatıyorum ulaşamadığım ve anlaýamadığım iç seslerime. Yarın, sabah güneşi bahtıma vurduğunda, ka...
Felsefesi, zamanı ve mekânı olmayan tek şeydir aşk.
İçimizin ısrarlı sesi ve yalınlığıyla baş başa olmalıyız.En büyük marifetin, aç ve çıplak kalma pahasına da olsa, okumada ve öze...
Seni en kolay arayıp bulabilecegim yer,kuşların nabzidir.
Sol avucunun içinde yürüsem ve yolumu yitirsem.
Acele ediyorsun gibime geliyor. Acele etme. Kitaplar, dallara benzer, hızlı tırmanma. Balzac'ın bir sözü var: Sonradan görmeler, cambazlıklarını taklit ettikleri maymunlar gibidirler. Yukarıl...
Harut'tan Marut'a kadar cümle büyücüler bir ateşin çevresinde cem olsalar, kırk gün kırk gece kırk iğne deliğinden geçseler, ateşi efsun eleğinde eleyip içs...
Bugün hava açıldı. Bir aborcin çocuğunun gülümseyiși gibi gökyüzü. Tek bir bulut yok. Sırtımı güneşe verdim,aklımı sana. Aklımda okunmamış kitaplar. Bilgi a&cced...
Aşk, normal insanların işidir herhalde. Ciddi filozoflarin bir bölümü aşka yabancıydı. Diyojen'in bir zamanlar aşık olduğunu söyleseler inanmam. Heraklit, Platon, Kant, Spinoza, Schopenh...
"Dünya değişti. Aletler artık kendi dışlarındaki elleri değil, kendi içlerindeki teri dinliyorlar. Ekmekler büyüyorlar, açlığı ve parayı yiyorlar."
"Aşksın, aşıksın," diye mırıldanmış; "dışımda karanlık, içimde ışıksın. Ben köküm, sen dalımda üzümsün. Söktüğüm her parça kömürde...
"Unutmayın çocuklar, aşk özgürlüktür, bütünleşmedir."
Gözlerini gösterme, hemen anlar, çünkü sevdalısın.
Bir varmış, bir yokmuş; yokluk yeşil ,varlık çorakmış.Zaman,ne Çinde , ne Maçin'deymiş.Zaman fikir içindeymiş. Binbir renk ve biçimde uğul uğul uğuldarmış.Mekan,hayale dar...
Gücünü kahkahadan alır en çetin, en uzun soluklu direniş.
"Yeryüzünde kıyamet kadar adilik vardır. Ama iki adilik vardır adilikler adisidir. Birisi faşizm diğeri basur."
Su toprağı, ışık karanlığı, tomurcuk dalı, herkes herkesi terk ediyordu. Durmadan parçalanıyor, atomlarına ayrışıyordu yaşam. Parçalanmamayı kabul eden tek şey, cesaretti.
"Bir insan düşünün, sevdalıdır; aynı zamanda güçlü sevgileri ve binlerce sevgisi vardır. Sevişmeyi lanetledi, prangaya vurdu insanoğlu. Sevişmek, güzel bir çi&cc...
"Gerçek ve orijinal düşünce, vücut bulmak için izin istemez ve hakkının tanınıp tanınmamasına pek aldırmaz; o her zaman yeterli özgürlük bulur, çünk&...
İnsanın görme işitme özgürlüğü kısıtlanırsa bilinç ve gönül gözü güçlenir. Düşünme ve hayal kurma yeteneği tüm incelikleriyle kendi...
Bir zeytinin, bir yumurtanın, yarısından fedakarlık edemiyorlar. İnsanlığı kurtaracaklar... Vay babam vay. İnsanlık kendisini bunlardan kurtardığı an kurtulacaktır.
Bir insanın sevdiceği, gövdesinin yarısıdır. Ve düşünebiliyor musun, bir mahkumun gövdesinin yarısının dışarıda olması ne kadar güzel bir şeydir.
"Tanrıyı yaratan insanlardır. Şeyh Bedrettin'in dediği gibi, insanlar eskiden görünen bir puta tapıyorlardı. Şimdi görünmeyen bir puta tapıyorlar. Kendine güven öğesinin y...
İtirazlarla yürüyen, itirazlara yol açan insana inanıyorum ben. Dünyayı bu tip insanlar kurtara bilir ancak. “Bütün çok az, bu tip insanlar. “ “Azlıktan...
Oğlunun asılmak için götürülüşünü acıyla seyreden Seyit, çok önceleri söylediği sözü bir kez daha mırıldandı: “Ben sizin yalanlarınızla baş...
Bu nasıl bir dünyaydı böyle? Herkes can derdindeydi. Dünyanın yüreği, tosbağanın sırtı kadar duyarsızdı.
“Atımı hep yüreğime doğru sürdüm yetmiş sene, ulaşamadım yüreğime.”
Kayaların içinde, kayalaşmış kanlı çocuk yüzleri, ölü kadınlar ve acıları döne döne anımsatan çıplak bir zaman.
Şeytanın en korktuğu millet köylü milletidir. Köylü milleti peygamberi Allah'a ihbar eder. Sonra da gelir peygambere der ki " Dikkat et, bugünlerde Allah senin hakkında iyi d&u...
Azeroğlu sırtını duvara yasladı, “Bu kadar işi bir yıla sığdırabilir miyiz?” diye düşündü. İbo’nun mavişimsi-çakır bakışlarına dikti bakışlarını. “Bu adam bizi yarı...
Azeroğlu’nu bir uyku bastı. Sırtını kilimli divana vererek kestirmeye başladı. İbo ise, eksik kalmış bir yazıyı tamamlamak için kaleme sarıldı. Ay ışığı Munzur suyunu bebek gözü gibi ışıt...
"Okuyan gündüz, okumayan gecedir."
“Güneş iyi parlıyorsa ve sular temizse, yani yeşil yedi tonda cilvelenmişse işler iyidir; işler kötüyse, parlak ruhlu ve perspektifï açık bir insan için işler yine iyidir...
Ateşi bin kat güzelleştirir çöl karanlığı. Yeni doğmuş bir bebeğin niyeti kadar temizdir. Parlak çelik mavisiyle mayalanır bazen. Koyu kızıl şarabına dönüşür. Bitki ve hay...
Haklı yumruğun, alim kafasından ne farkı var?Yıkılan düşünür. Yıkılanı seyreden de düşünür. Haklı yumruk, haksızlığın yürümediğini düşündürtür.
Kendi fikrinden şüphe etmeyen adamdan daha büyük bir cahil var mı?
Karnı acıkmış insanlığın. Bağıra bağıra koşuyor insanlık. İnsanlığın zulüm örsünden çıktı, güzel şeylerin hepsi. Bir kara keçi olsam. Kuyruğumu diksem, kıçımı göste...
Yükselirken bütün evlere küfrediyordu. Dünyanın hiç bir köşesinde, bu denli kendini beğenmiş, kahreden, sırıtan ve koruyan bir ev olamazdı. Bu ev, yükselirken, bu g&uum...
İnsanlar uygarlaştıkça vahşileşiyorlar.
"Sevdiğin insan, sevildiğini anlayınca, sevgiye kanat olur."
İtirazlarla yürüyen, itirazlara yol açan insana inanıyorum ben. Dünyayı bu tip insanlar kurtara bilir ancak. “Bütün çok az, bu tip insanlar. “ “Azlıktan...
''Mektep ışıktır. Biz ışığa yüzümüzle secde ederiz.”
Yaktıklarına ben de inanıyorum. Işıyan her şeye saldırıyorlar. Aydınlığın zerreciğinden bile ödleri kopuyor.
“Kitap yasağı, bu tip aydın insanlarda okuma susuzluğu yaratır. Bunlar için en büyük işkence, yasaklarla, kısıtlamalarla yaratılan kitap işkencesidir belki de''
“Hepimiz bıçak altındayız.”
“Yılanı yarasıyla kaçırmak beladır.”
“Bütün ölülerin yaşları aynıdır Yavo. Hepsi zamansızdır, şimşeğe konan güvercin kadar güzeldir.”
Korkunç şeyler olmuş, yer tutuşmuş, yaşla kuru birlikte yanmıştı. İyi insan neslinin azaldığı bir devirdi.
"Dersim'de yaşamak kaçmaktır."
Bu nasıl bir dünyaydı böyle? Herkes can derdindeydi. Dünyanın yüreği, tosbağanın sırtı kadar duyarsızdı.
Atımı hep yüreğime doğru sürdüm yetmiş sene, ulaşamadım yüreğime.”
Kayaların içinde, kayalaşmış kanlı çocuk yüzleri, ölü kadınlar ve acıları döne döne anımsatan çıplak bir zaman.
Umutsuzluk ne kadar azman olursa olsun, ışık zerreciğine çarptı mı dağılır.
Umutsuzluk ne kadar azman olursa olsun, ışık zerreciğine çarptı mı dağılır.
"Yirmi yıldır okuyorum.Çok okudum.Okumaya doyamadım.Ben okudukça zaman cahilleşti,mekan küçüldü.Ben okudukça her insan,kendi felaketi karşısında seyirci konumuna...
Şeytanın en korktuğu millet köylü milletidir. Köylü milleti peygamberi Allah'a ihbar eder. Sonra da gelir peygambere der ki " Dikkat et, bugünlerde Allah senin hakkında iyi d&u...
Bu dünyada iki çeşit yalan var babam, zararlı yalan, yararlı yalan, güzel yalan, kötü yalan, insan soyu yaşadığı müddetçe yalan söyleyecek. Kim ki bu dünyada bir...
Söylemesi ayıp, zulmün olduğu yerde her şey olur. Güneş batıdan doğarsa hiç şaşırmam.. Söylemesi ayıp, insanoğlu itoğlu ittir.
Devrimci demek, bir bakıma mucizeler yaratan kişi demektir. Ama hayatın mantığını kavrayamayan, kendi dışındaki olguları ciddiye almayan birisi mucizeler yaratamaz.
Kıyamet koparsa sözünde durmayan insanların yüzünden kopar.
“Karşılıklı yanan iki ateş, her daim birbirini öper. Marifet, iki ateşin öpüştüğü yerde öpüşmektir.”
“Kurt odur ki ölüsüne yüz köpeği havlatır.”
“Bütün ölülerin yaşları aynıdır Yavo. Hepsi zamansızdır, şimşeğe konan güvercin kadar güzeldir.”
Yılanı yarasıyla kaçırmak beladır.
Katır ölür nalı kalır, yiğit ölür namı kalır!
Yaratan'ın en büyük kusuru, haddinden fazla gereksiz insan yaratmasıydı. Dünyadaki insanların gözbebeklerine bilgi ışığı doldurmaya kalkışsan yüzde doksan dokuzu kör olurdu. Ca...
“Emanet malın kıçında her zaman şeytan dolaşır!”
Bazı insanlar için yavru turna sesi kadar çekici hale gelmişti kurşun sesi.
Ayaklarının altındaki delinmiş hasırların sesini, iniltisini duyan güzel insaların hepsi çekip gitmişti artık bu dünyadan.
“Sizden bir isteğim var efendi hazretleri,” dedi, “beni oğlumdan önce asın.”
“Aç yutkundu mu bir ses çıkarır: ben o sesi dinlerim, açlığımın kulağıyla dinlerim. Vicdanımı nefsimi dara çeker, o sesi dinlerim.”
Ayaklarının altındaki delinmiş hasırların sesini, iniltisini duyan güzel insaların hepsi çekip gitmişti artık bu dünyadan.
“Gökyüzünü kadının tepesinde kızgın saca çevirme. O sacın altında kadın değil, sen yanarsın.”
“Kurşun öldürmez, güneş görmemiş duvarlar öldürür Dersimliyi!”
Kayaların içinde, kayalaşmış kanlı çocuk yüzleri, ölü kadınlar ve acıları döne döne anımsatan çıplak bir zaman.
N'olur anla beni ey aşık, ey acemi, bin yılı bir lahzada düşünebilsem, bir lahzada sezebilsen bin yıllık düşüncemi "
Yaktıklarına ben de inanıyorum. Işıyan her şeye saldırıyorlar. Aydınlığın zerreciğinden bile ödleri kopuyor.
Acıyı, demlendire demlendire, güce dönüştürmeden büyütmek ve yaşamak kadar büyük bir işkence var mıydı dünyada?
“Uyumayın, toparlanın, ben ayıyı gösteriyorum, siz izini gösteriyorsunuz!”
“Sakın sevdiğini yağmalama. Bu yalancı dünyada yağmalanamayacak tek şey sevdadır.”
Açlıktan ölen her çocuğun gözbebeği nazar boncuğu kadar büyür, gördüğü her şeyi içine çeker, sorgulardı.
Özgürlüğün tartışıldığı yerde kölelik vardır.
“Aç yutkundu mu bir ses çıkarır: ben o sesi dinlerim, açlığımın kulağıyla dinlerim. Vicdanımı nefsimi dara çeker, o sesi dinlerim.”
Açlıktan ölen her çocuğun gözbebeği nazar boncuğu kadar büyür, gördüğü her şeyi içine çeker, sorgulardı.
“Devir kötüledi, iyi olmadı. Kendi sözünün ırzına geçenler çoğaldı.”
Evet’lerin ve ‘hayır’ların yalanla iğfal edildiği bir devirde yalnız gezmek doğru değildi.
Dersim’i ıslah etmek için hangi paşa geldiyse vergisini topladı, husumetleri kullandı, düşman olmayan aşiretleri de birbirine düşman etti, gitti.
“Bileklerime demir vurmayın,” diye çıkıştı Seyit. “Ben yaşlı bir adamım, Azrail’e güçlük çıkarmam. Ölüme saygım var.”
"Sakal ile kâmil olsa kişi,keçiye danışırdı her işi "
Özgürlüğün tartışıldığı yerde kölelik vardır.
Cahillik, secde edilecek kadar kuvvetliydi dünyada.”
Ben kulagımın dibindeki it hav hav'ını değil, dağın ardındaki bülbülü dinlerim.
Her kar lapasında bir bahar gizlidir.
Düşünceme zincir vurmuyorum; bu, ilk özgürlüğümdür. İnsani olan tüm eğilimlerimi pratikte yaşamaya çalışıyorum; bu, ikinci özgürlüğümdür....
Acıyı, demlendire demlendire, güce dönüştürmeden büyütmek ve yaşamak kadar büyük bir işkence var mıydı dünyada?
"Dersim, eşeğini çok sevmiş, semerini altından yaptırmış. Eşeğe, durum nasıl? diye sormuş, eşekliğim on kat arttı demiş, eşek."
"Dersim yenilirse kazanır. Dersim'in acısı dibe vurur, dünyanın şahdamarına işler. Xizir unutsa da dünya alem unutmaz Dersim'i."
Eğer bir evde sistemli kitap okunuyorsa özgürlükler sınırlandırılmıyorsa yetenekler somut güzelliklere dönüşüyorsa ve bir de şarkı, şarap, şenlik varsa o ev bir yıldız gibi pa...
"Dünya karanlıktır... Karanlık dünyayı aydınlık gören körlerle doludur dünya,"
“Ölümün dipsiz karanlığında yankısını arayan afat bir çığlık gibiydim.”
"Sevgiden sevgiye fark var. Sevgi var ki gündüz Sefasına benzer. Görünmeyi sever...Geceleri Çiçek açmaz,gündüzleri açar. Nazlıdır,narindir,kısa &ou...
”Yılan derdini toprağa yedirdi, toprak buğdaya. Kuş derdini dala yedirdi, dal meyveye. Balıkların derdini sular yedi, suların derdini süt. Her mahlukun derdini dönüp dolaşıp biz yedik. Dert...
Dersim'in tek beyaz güvercini
"Eskiden herkes tüfekliydi. Herkes şahindi. Bir tek Seyit Rıza'da tüfek yoktu. Dersim'in tek beyaz güvercini oydu."
“Benim açlığım , dünyanın açlığıdır.”
“Kadın uçurumdur, o uçurumun dibine inmek zordur; aşkı aşk eden de o zorluktur zaten.” -“ Aşk olmasaydı keşke.”
“Bir Kürt Nazım Hikmet’i çıkıp da şu Ali Şer’in destanını yazsaydı ne güzel olurdu! Kürtler ziyadesiyle sevinirdi. Sevinçten geberenler olurdu, istese Nazım Hikmet...
"Güneş yüzlü insanlar gördüm. Merdiven kurup yıldızlara tırmanıyorlardı. Parmaklarında bereket yağıyordu toprağa.."
"Sevdiğim kıza ihanet edip, Gonca ile evlendim yirmi yıl önce" diye hüzünlendi Hasan. "Gencecik bir öğretmendim o Zaman. Aşık old...
İnsandan önce Hayvan vardı. Dünya hayvanlardan, hayvanlar ise dünyadan memnundu. İnsanın ortaya çıkmasıyla herşey allak bullak oldu.tanrı bu durumu düzeltmeye çalışırken, kadın...
Özgürlüğümü ve yenilenme aşkımı köstekleyen herşeyi koparıp atmak hakkımdır. Bu hakkımı kullanıyorum ben. Hayır, sen özgürlüğünü buduyorsun ! Elini koparıy...
"Bir damla gözyaşında yeryüzünün tüm kitaplarında olduğundan daha çok deha vardır"
Baharda on ilkeye uymak iyidir. Birincisi; kuzuların zıplayışını seyredeceksin. İkincisi; çılgınlar gibi sevecek, yüksek mağaralarda, ormanlık derelerde...
"Tırmanın! Tırmanın az kaldı güneşin kapısını çalmaya!"
İnsan olacağıma bir çeten ağacı olsaydım keşke. Dalıma kuşlar konardı hiç değilse.
Özgürlüğümü şu şekilde tanımlarım; Düşünceme zincir vurmuyorum; bu, ilk özgürlüğümdür. İnsani olan tüm eğilimlerimi pratikte yaşamaya çalı...
Okunan her kitap sevinir, çocuk gibi güler. Okunan her kitabın son cümlesi, sırada bekleyen bir kitabın ilk cümlesine uzanır köprü gibi.
Dayak karton &uum...
Kazmanın, lambanın ve romanın üretken gücü eşliğinde beni yedi kat yeraltına indirdiğin için müteşekkirim sana Enver Karahan. Kolaj çalışmalarında görsel ve düşünsel bir inceliği yakalamış olm...
TEK GÖZLÜ KIZ
Ben bu kızı bir köyde gördüm. Tek bir gözü vardı. Bakmanın verdiği güçle inadına büyümüştü. Kirpiklerin gölgesinde kehribar karası bir göz. Su kaplar...
Branda bezi üzerine karışık teknik
60-90 cm
Bez üzerine akrilik
40-40 cm
Karton üzerine kolaj
28-38 cm
Magazin üzerine akrilik
26-36 cm
Magazin üzerine akrilik
35-25 cm
Magazin üzerine akrilik
26-36 cm
Bez üzerine yağlı boya
40-60 cm